Geleneksel Çocuk Oyunları

Geleneksel Çocuk Oyunları

MANGALA
Mangala, santrancın atasıdır. 4000 yıllık maziye sahip bir zekâ ve strateji oyunudur. Tarihi araştırmalar bu oyunun Sakalar, Hunlar ve Göktürkler döneminde oynandığını göstermektedir. Mangala aynı zamanda bir savaş stratejisidir. Manga, ordu anlamına gelmektedir. Ordu komutanı askerleri toplayıp savaş planı yapmaktadır. Strateji oluşturmak için küçük kuyular açarak bunlara otağ, kuyuların üçüne koyduğu taşlara ise asker demiştir. Askerlerin savaşta konumlanacakları yerleri bu şekilde göstermiştir. Askerler zamanla bu kuyu açma ve taş alıp koyma işlemini oyuna dönüştürmüşlerdir. Toprakta kuyu açılarak oynan bu oyun Anadolu’da (Muğla), Göçmecik (Bilecik), Altı Ev (Erzurum), Kuyu Taşı (Artvin) adlarıyla da bilinmektedir. Osmanlı döneminde mangala oynanan minyatürler vardır. Ülkemize gelen yabancı seyyahlar, Türklerin bu oyunu saatlerce hiç tartışmadan zevkle oynadıklarını ve asla parayla oynamadıklarını seyahatnamelerinde anlatmışlardır.
Cumhuriyet döneminde de kahvehaneler yaygındı. Fakat 2. Dünya Savaşı sonrası halka morel olsun diye Kızılay tarafından dağıtılan iskambil kağıtları kahvehanelerdeki mangalanın, damanın, santrançın konumunu temelden sarsmıştır.

TOPAÇ
M.Ö 2000, 3000’lerde Asurlarda pişmiş topraktan yapılan topaç kalıntılarına rastlanmıştır. Topaç, pişmiş toprağın yuvarlak hale getirilmesi ve üzerinde delikler açılmasıyla çıngıraklı hale getirilmiştir. Bu sayede çıkardığı sesle hayvanlar ve kötü ruhları korkutmak istenmiştir. Toprak yerine ağacın oyulmasıyla da yapılmaya başlanmıştır.
Daha sonra bu çıngıraklı topaçlar çocuklar tarafından oyuna dönüştürülmüştür. Mısırlılar toprak pişirerek elle, Çinliler ağaç yontarak iple, Japonlar ise çıngıraklı topacı elle çevirmişlerdir. Türkler ise topacı ağaçtan yontma ve iple çevirmişlerdir. Topacın oynanma şekilleri ve topaç şekilleri Anadolu’nun farklı coğraflarında farklı isimlerle bilinmesi yaşadığımız coğrafyadaki kökenini kanıtlamaktadır.

PEÇİÇ
Peçiç oyunu Hindistan kökenli bir oyundur. Hintçe’de ‘paçiş’ 25 demektir. Oyunda en çok puan kazandıran sayının 25 olmasından kaynaklı oyunun adı da paçiş olmuştur.
İpek Yolu ticareti ile Anadolu’ya gelmiş olan oyun zamanla Peçiç olarak Gaziantep’te oynanmaktadır. İki kişi ile oynanırken dört kişi ile de oynanabilmektedir. Günümüz Kızma Birader oyununa benzetilmektedir. Tavla, dama, satranç gibi bir strateji oyunudur.
Oyun şansı olanlar kazanır gibi görünse de oyuncunun hangi makarayı oynattığı önemlidir. Bu şekilde bütün makaralarını içeride toplayarak oyunu hızlıca bitirmiş olur. Oyunda yenilen kişileri kızdırmak için iki makara üs üste konarak, karşı tarafa kahve veriliyormuş gibi yapılarak “Kahve içmez misiniz? Buyurun size kahve” denir.
Oyun elde dikilen artı şeklinde bir bez parçası üzerinde oynanmaktadır. Her oyuncunun farklı şekillere sahip makaraları vardır. 6 tane it dirseği denilen deniz kabuğuyla oynanmaktadır.

AŞIK OYUNU
Aşık, büyük ve küçükbaş hayvanların diz kapaklarından elde edilen bir kemiktir. Zor elde edildiği için çocuklar birbirini oyuna çağırmaya ve aşık kazanmaya çalışmışlardır. Bunu da ‘sen benimle aşık atamazsın’ diyerek dile getirmişledir. Bu deyim hem oyuna davet hem de aşık oynamanın ustalık gerektirmesinden ötürü kullanılırmış.
Misketin atası olarak bilinen aşığın Dede Korkut Destanı’nda ve Manas Destanı’nda çocukların aşık oynadığı ile ilgili anlatılar vardır.
‘Sen benimle aşık atamazsın’ deyiminin yanında ‘cuk oturtmak’ deyimi de kullanılmakta, aşığın cuk denilen atışla yapılması ve aç denilen yerden tutularak atılması sonucunda istenilen atış yapıldığında söylenmiştir.

ÜÇ TAŞ – DOKUZ TAŞ
Bu oyunlar, şehre giriş yapan kişilerin kapıda beklerken sıkılmaları nedeniyle oynanmıştır. 2 bin 300 yıl önceki Assos Antik kenti kalıntılarında rastlanan oyun Anadolu’nun birçok bölgesinde farklı adlarla da oynanmaktadır. Üç taş, dokuz taş ve on iki taş olarak üç çeşidi bulunmaktadır. Zekaya dayalı bir oyun olmasıyla zorluk seviyesine göre oynanan taş seviyesi artmıştır.

KOZ OYUNU
Cevize Anadolu’nun bazı bölgelerinde koz denilmektedir. Adını ‘kozlarımızı paylaşalım’ ve ‘elime koz geçti’ deyimlerinden almıştır. Bu deyimin oyuna dönüşmesi şu şekilde olmuştur: “Aynı tarlada ceviz ağaçları bulunan iki ailenin her yıl ceviz toplarken cevizlerinin birbirine karşımasıyla ortaya çıkmıştır. Kavga eden aile sürekli cevizlerin kendilerinin olduklarını söyleyerek birbirlerinden ceviz almaya çalışırlar. Köyün ileri gelenleri ise bu iki aileyi barıştırmak için her yıl toplanılan cevizleri iki eşit parçaya böler ve iki aileye paylaştırır. Bu şekilde gelin kozlarımızı paylaşalım deyimi ortaya çıkmıştır.”
Koz oyunu, misket oyununa benzer şekilde oynandığı gibi bir tahtanın üzerine kozun konulması ve sırasıyla hedefteki kozu düşürmek için uğraşılması şeklinde de oynanmaktadır.